Baha Sadık Akıner

Baha Sadık Akıner

“ŞİİR, GÖKYÜZÜNE ÇİZİLMİŞ RESİMDİR…”


"Şiir, gökyüzüne çizilmiş resimdir." demiş Goethe. Bu sözü duyduğumdan beri gökyüzüne resim çizebilme kudretinin sadece ve sadece şiirde olduğunu düşünürüm ben de…

“Şiiri tanımlamaya çalışmak, gökyüzüne merdiven kurmaya benzer.” demiş yine bir şair. Kurmuş gökyüzüne merdiveni. Bu da bir tanımlama değil mi?

Şiir ya oramıza, buramıza bulaşan, bulandığımız. Yaşamı şiire bağlamışız; an be an, şiirdir yaşadığımız…

Sahi, nedir şiir?

Buyurun dostlar, tam da 21 Mart Dünya Şiir Günü'nde, büyük ozan Âşık Veysel'in aramızdan ayrılışının 53. yıl dönümünde, ozana, şiire, şaire, şairlerin gökyüzüne dayadıkları merdivenlere. Şiiri, kendilerince ifade etmelerine:

*****

Cahit Sıtkı Tarancı’ya göre şiir, sözcüklerle güzel biçimler kurmak sanatı… 

*****

Behçet Aysan’a göre ise kitlesel bilinçaltını sarsan en büyük güç. Ondandır algı oluşturmak isteyen politikacıların şiire sığınmaları. Yoksa politikanın, politikacının yok şiirle küçücük de olsa bir ortak yanı…

*****

Pablo Neruda, “Şiiri, gelip geçenler için yazdığını” söyler bir şiirinde. Gereksindikleri ay, su, düzenin değişmez temelleri, ekmek, şarap ve okullar, gitarlar ve el aletleri için yazdığını bir de. Şiir, dünyanın tüm ihtiyacını hissettiği gereksinimlerine…

*****

“Şiir bir yaratmadır.” der Fazıl Hüsnü Dağlarca mesela. Evet, ama yüz bin yıllık araçlarla bir yaratma. Bir ozan her dizesine kendi yaptığı dilden, kendi yaptığı dilbilgisinden kata kata en sonunda hem büyük dilini, büyük dilbilgisini yaratır. Ve okuyucusunu oralara ulaştırır.

*****

“Şiir, matematik gibi kolaydan başlanılıp öğrenilmez.” der Turgut Uyar da. “Kolaylık, bir beğeni olarak yerleşiverir insanın kişiliğine, sonra da kolay kolay değiştirilemez.” diye de ekler ardına…

*****

Nâzım’sa, hani şu dünya ozanımız; "Matematik, sibernetik, fizik, müzik, fen, tüm bunlar; eninde sonunda, sadece insanlar şiir okumayı öğrensinler ve anlasınlar diye gereklidir." der. Hisseder ya, inanır gücüne; bir anlamda dünyanın ‘şiir için’ döndüğünü söyler.

*****

Montaigne, başka bir yere taşır şiiri: “Şiirin orta hallisi veya kötüsü için kurallar, ustalıklar bir ölçü olabilir ama iyisi, yükseği, harikuladesi aklın kurallarını aşar. Onun güzelliğini tam olarak görenler, bir şimşeğin ihtişamına benzer bir pırıltı görürler büsbütün. Büyük şiir; muhakememizi tatmin etmez, allak bullak eder.” Montaigne bu ya! Dener durur; akıldan, muhakemeden bahseder.

*****

“Şairler işçidir!” diyen Vladimir Mayakovski, “Kim daha üstün? Şair mi yoksa insanlara pratik yarar sağlayan teknisyen mi? İkisi de… Yürek de bir motordur çünkü ve ruh onun çalıştırıcısı. Eşitiz bizler, şairler ve teknisyenler. Vücut ve ruh emekçileriyiz! Aynı kavganın içinde ve ancak ortak emeğimizle bezeriz evreni marşlarımızı gümbürdeterek.” derken şairlerle teknisyenleri kıyaslar ya, insanlara pratik yarar sağlama konusunda…

*****

İbn-i Sina ise İbn-i Sina ya, şiiri hekimlerle mukayese eder. “Şairler söz sultanlarıdır. Hekimler ise saltanatlarını vücut üzerinde kurarlar. Şairlerin dil güzelliği ruha zevk verir. Hekimlerin özverileri hastaları iyileştirir.” der.

*****

Gerçeklerin dilde yoğunlaşmış düşsel yansımalarıdır şiir…

Carl Sandburg, şiiri; karada yaşayan ve havada uçmak isteyen bir deniz hayvanının günlüğüne benzetir.

*****

“Şiir zamansızlıktır.” der Oktay Akbal bir röportajında. “Zamana meydan okumadır.” diye de ekler.

*****

Cemal Süreya’ya göre: Doğanın ahlâkı kovduğu yerde; anayasaya aykırı, yasadışıdır şiir…

*****

Şiiri; seçmek ve gizlemek sanatı olarak tarif eder kısaca, ismi bize göre oldukça uzun olan Fransız şair, François-René de Chateaubriand…

*****

Fazıl Hüsnü Dağlarca ise şiiri, en az sözcükle yazmak gerektiğini belirtir.

*****

Anlık kararların belirtecidir şiir, ihtilâli körükler durur. Düş yoluna doludizgin giderken, birden, hiç anlamadan gerçeğin en amansız savunucusu olur.

Cemil Meriç; şiirden, şairden bahsederken kelimeleri ön plâna çıkarır. Kelimelerin raksından dem vurur: “Gül ıtrıyla selâmlar sabahı, şair yaratır. Pınar hangi susuzlukları giderdiğinin farkında mı? Güneş sarayları da aydınlatır, kulübeleri de. Öyle seveceksin ki kelimeleri, yalnız senin için raks edecekler. Kelimeler de bütün sevgiler gibi kıskanç. Senin olmalarını istiyorsan, onların olacaksın, yalnız onların.” 

Kelimelerin raks ettiği güzel şiirler mi? Dokunur yüreklere, kavurur da kavurur.

*****

Lamartine, şiiri, büyük zekâların rüyaları olarak görür. Ne çok kaybolur şair o rüyalarda, düşlerde, hayâllerde, imge imge dizelerle. Kaybolur kaybolur da sonra nasıl olursa olur, yeniden kendini dünyada bulur.

Nilgün Marmara’nın, bu dünyayı başka bir dünyanın bekleme odası görmesi gibi aynı…

*****

Şair, bir gider, bir gelir. Çoktur belki yanında, yöresinde ama yolculukları hep tek kişiliktir. 

Çoğunlukla araftadır şair. Sızıdır hissettiği ya hep yüreğinde. Oradan beslenir. Ve oradan açılan kanalla taşır parmak uçlarına. Döker, döker de Attilâ İlhan’ın dediği gibi: “Görünmez bir mezarlıktır zaman, şairler dolaşır saf saf tenhalarında şiir söyleyerek. Kim duysa korkudan ölür. Tahrip gücü yüksek, saatli bir bombadır patlar.” 

Ölmez derler ama yaşar dizelerinde; an gelir, şair de ölür.

Hem bilir misiniz dostlar, duydunuz mu bilmem:

"Büyük bir şaşaadır ölüm!
Ebruli nurlarla gelir.
Öyle bir yanardağdır ki öfkesi,
Mutantan destur’larla gelir.

Karşıtıyla yüklüdür her şey!
Mutlak çözümlerden vazgeç.
Tartışılmaz mükemmellikler,
Ne gizli kusurlarla gelir.

Sen sen ol, korkma karanlıktan!
Dik ışık çekirdeklerini.
Çünkü en berrak sular bile,
En yağlı çamurlarla gelir.

Nasıl doğmakla başlarsa ölüm!
Ölmekle başlar öyle hayat.
Bil ki dünyayı sarsan sıçramalar,
Birikmiş şuurlarla gelir."

*****

21 Mart Dünya Şiir Günü'müz kutlu olsun. 53. ölüm yıl dönümünde büyük ozan Âşık Veysel'e saygı ve minnetle...




ARŞİV YAZILAR