Baha Sadık Akıner

Baha Sadık Akıner

BABAMA MEKTUPLAR


Berezilya'dan Vikingler'e uzanan bir miras

Evet, yanlış okumadınız dostlar. “Berezilya” yazdım bugünkü köşe yazımın alt başlığında bile isteye, “Brezilya” değil. Buyurun sebebine…

Öncelikle bir hususu belirtmek isterim: Bundan böyle zaman zaman “BABAMA MEKTUPLAR” başlığında güncel, hayata dair, yazdıkça babama yakınlaştığımı düşündüğüm yazılar kaleme alacağım.

Biliyorum! Babam artık bu satırları oku(ya)mayacak. Ama ben yine çok iyi biliyorum ki; sevgi, özlem ve hatıralar adres sormaz. Babam oralarda bir yerlerde beni izliyor. Hata yaptığımda uyarmak, doğru yaptığımda-başardığımda teşvik etmek için; çok bunaldığımda, bir çıkış yolu aradığımda sol omzuma her baktığımda O2nu görmek için orada olacak.  

“BABAMA MEKTUPLAR” yazıları; gökyüzüne gönderdiğim, her biri biraz hasret, biraz teşekkür, biraz da hayatın içinden izler taşıyan mektupların ortak adı. “BABAMA MEKTUPLAR” yazıları; artık cevap alamayacağımı bilsem de her satırını babama yazdığım, onun öğrettiklerini ve bana bıraktığı izleri yaşatmaya çalıştığım içten bir yolculuğun adı…

*****

Gelelim Berezilya’ya…

Bazı miraslar tapuya yazılmaz. Ne banka kasasında saklanır ne de noter huzurunda devredilir. Bir bakışta, bir kelimede, çocuklukta duyulan bir ses tonunda; nesilden nesile geçer. Babamdan bana kalan en kıymetli miraslardan biri de futbola bakışım, daha doğrusu Dünya Kupası heyecanımdır.

Çocukluğumun ilk Dünya Kupası anısı 1978 Arjantin'dir. O yıllardan aklımda kalanlar elbette silik görüntülerden ibaretti. Fakat 1982 Dünya Kupası ile birlikte futbolun sadece sahada oynanan bir oyun olmadığını anlamaya başladım. Çünkü babamın tuttuğu bir takım vardı: Brezilya... Ama onun dilinde adı hep "Berezilya"ydı. Bugün bile o telaffuzu duyduğumda aklıma ne sarı formalar ne de unutulmaz goller gelir; önce babam gelir.

İnsan bazen bir ülkeyi değil, o ülkeyi sevdiren insanı sever. Benim için de Brezilya tam olarak buydu. Babamın sesiyle anlam kazanan, çocukluğumu süsleyen, her dört yılda bir yeniden buluştuğumuz ortak bir heyecandı. Kupalar değişti, yıldızlar değişti. Zico geçti, Maradona geldi. Rossi, Rummenigge, Romario, Ronaldo, Ronaldinho, Rivaldo, Neymar derken futbolun kahramanları sürekli yenilendi. Fakat benim tuttuğum takım değişmedi: Tam telaffuzu ve yazımıyla; Berezilya… Çünkü o tercih, futbol bilgisiyle değil; baba sevgisiyle yapılmıştı.

Yıllar geçti. Gazetecilik ve yayıncılık hayatımın içinde Dünya Kupaları mesleki heyecanlara dönüştü. 1994 Amerika’da, TRT'deki ilk Dünya Kupası yayınlarının telaşı, Türkiye'nin 2002'de yazdığı destan, ekran başındaki milyonlarla aynı duyguları paylaşmak... Futbol artık sadece çocukluk hatırası değil, aynı zamanda mesleki yaşamımın da unutulmaz parçalarımdan biri olmuştu.

Ama hayatın en acı gerçeği, hiçbir turnuvanın uzatma dakikalarının olmadığını öğretmesidir.

*****

2026 Dünya Kupası’nın hemen öncesinde kaybettik babamı(zı). Artık yanım(ız)da değil. Onun yokluğu, tarif edilmesi güç bir boşluk... 

Babam bana sadece bir futbol takımı bırakmadı. Çalışmanın değerini, dürüst olmayı, sözüne sadık kalmayı, yeniliklere açık olmayı ve her şeyden önce iyi insan olmayı öğretti. Hayatın gerçek şampiyonluğunun kupalarla değil, karakterle kazanıldığını gösterdi. Belki de bugün dönüp baktığımda asıl mirasın Berezilya sevgisi değil, o sevgiyi taşıyan değerler olduğunu görüyorum.

Babam; ben sensiz hep boşluklara düşüyor, bir türlü çıkamıyorum.

Bu Dünya Kupası’nda maçları izledikçe içimde farklı bir heyecan oluştu. Bu kez gönlüm, yıllardır alıştığım futbola portakal sektirerek başlayan fakir ve siyahi gençlerin giydiği ateş sarısı formadan biraz uzaklaşıp kırmızı-beyaz formalar giyen Viking gençlerinin mücadelesine kayıyor. Norveç'in çalışkan, mücadeleci, gösterişten uzak futbol anlayışı bana hayatta başarının en sağlam yolunu hatırlatıyor baba. Emek vermek, vazgeçmemek ve karakterinden ödün vermemek; bunların hepsi bize ömrün boyunca, ömrümüz boyunca öğretmeye çalıştığın değerler değil miydi baba?

İçimde küçük bir mahcubiyet de yok değil. Sanki yıllardır birlikte tuttuğumuz takımın dışına çıkarken babamdan izin ister gibi hissediyorum şimdi. Sonra O’nu düşünüyorum. Hayatı boyunca değişime kapalı olmayan, doğru olanı destekleyen, çocuklarına kendi kararlarını verebilmeyi öğreten adamı... O güzel insanı…

Eminim bugün yanımda olsaydı, gülümseyerek; "Tuttuğun takım değişebilir ama insan özünü yitirmemeli." derdi.

Yarım yüzyılı çoktan devirdim ya, 55 yaşında olsam da belki de büyümek tam olarak budur baba. Çocukken babamızın tuttuğu takımı tutarız; büyüdüğümüzde ise özümüzü yitirmeden O’nun bize öğrettiği değerler ışığında belki daha hikâyesi olan, kıymetli bulduğumuz başka bir takımı. İlkeleri olmalı insanın; tuttuğu takımlar, takım tutar gibi bilinçsizce desteklediği partiler değişebilir. İnsan değişebilir her şeyden önce. Eğer beraberinde gelişim de oluyorsa eğer. Formalar değişebilir, favoriler farklılaşabilir. Ama sevgi, saygı ve güzel hatıralar hiç değişmez.

Bu Dünya Kupası'nı kim kazanır bilmiyorum. Kupayı hangi ülkenin kaldıracağını da zaman gösterecek. Fakat benim gönlümde asıl kazanan, bana her şeyde olduğu gibi futbol üzerinden de bıkmadan, usanmadan sevgiyi, sadakati ve hayatı öğreten babam olacak. Çünkü bazı insanlar aramızdan ayrılsalar da sesleri, kelimeleri ve bize bıraktıkları küçük alışkanlıklarla yaşamaya devam ederler.

*****

Baha’nelere ne gerek; babam, seni çok özlüyorum.

Ve ben hâlâ zaman zaman "Berezilya" diyorum. Her söylediğimde biliyorum ki; babam aslında hiç gitmedi. Oralarda, sol omuzumda beni izliyor; hatalarımı söylüyor, gurur duyuyor başarılarımla…

Dinmeyen özlemle, bitmez hasretle, sonsuz saygıyla…




ARŞİV YAZILAR