Baha Sadık Akıner
Tarih : 12.07.2024
E-Mail : baha.akiner@mersin.edu.tr

ECE AYHAN ÇAĞLAR  (10 Eylül 1931-12 Temmuz 2002)


"Kendi kendine çalan bir davul zurna
Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
Taşınır mal helalarında kara kamunun
Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir!
Aşk örgütlenmektir, bir düşünün abiler...

Şiirimiz her işi yapar abiler...
Valde Atik'te Eski Şair Çıkmazı'nda oturur
Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür
Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta
Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir!
Dirim kısa, ölüm uzundur cehennette herhal abiler...

Şiirimiz gül kurutur abiler...
Dönüşmeye başlamış Beşiktaşlı kuşçu bir babanın
Taşınmaz kum taşır mavnalarla Karabiga'ya kaçan
Gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu
Suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir!
Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler...

Şiirimiz erkek emzirir abiler...
İlerde kim bilir göz okullarına gitmek ister
Yanık karamelalar satar aşağısı kesik kör bir çocuğun
Kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış olmakla
Tabanlarına tükürerek atış yapmasının şiiridir!
Böylesi haftalık resimler görür ve bacaklanır abiler...

Şiirimiz mor külhanidir abiler...
Topağacından aparthanlarda odası bulunamaz
Yarısı silinmiş bir ejderhanın düzüşüm üzre eylemde
Kiralık bir kentin giriş kapılarına kara kireçle
Şairlerin ümüğüne çökerken işaretlenmesinin şiiridir!
Ayıptır söylemesi, vakitsiz Üsküdarlıyız abiler...

Şiirimiz kentten içeridir abiler...
Takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir
Bir kent ölümünün denizine kayar dragomanlarıyla
Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?"

*****

22 yıl önce bugün bir şair öldü dostlar.

Sözdiziminde yarattığı kaosla ve bu kaostan çıkardığı çok özel - nevi şahsına münhasır düzenle ve usta kalemiyle kazıya kazıya Türk şiirinde bambaşka bir yere sahip olan bir şair, Ece Ayhan...

12 Temmuz 2002 tarihinde İzmir'de ayrıldı aramızdan...

Tam adı Ece Ayhan Çağlar... Babasının Mal Müdürlüğü göreviyle bulunduğu Datça'da, ailenin ikinci çocuğu olarak; 10 Eylül 1931'de, Gelibolulu Behzat Bey'den olur, yine Gelibolulu Hafız İbrahim'in kızı Ayşe Hanım'dan doğar.
 
İlkokula, 1938'de, sadece 1 yıl okuduğu Eceabat İlkokulu'nda başlar. İkinci sınıfa ise yine sadece 1 yıl okuyabileceği Çanakkale'nin İstiklâl İlkokulu’nda...

1940 yılının Kasım ayında ailesinin Çanakkale'den ayrılarak İstanbul'a yerleşmesi üzerine; üçüncü sınıfa, Karagümrük - Atikkale'de bulunan 19. İlkokul'da devam eder ve ilköğrenimini bu okulda tamamlar. 

Ortaöğrenimini, Vefa Lisesi'nin karşısında bulunan Zeyrek Ortaokulu'nda; lise öğrenimini de, Taksim Lisesi'nde tamamlamasının ardından yükseköğrenimine 1953'te, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde başlar ve 1959'da fakülteden mezun olur. Aynı yıl, İstanbul Maiyet Memurluğunda başladığı stajını ve Kaymakamlık kursunu başarıyla bitirir.

1962'de Deniz Hafize Hanım ile evlenir ve Kaymakam olarak atandığı Sivas ilinin Gürün ilçesinde göreve başlar. 1963'te Çorum - Alaca'da Kaymakamlık ve Belediye Başkanlığı görevlerine atanır. Aynı yıl tek çocuğu olan Ege dünyaya gelir.

1964'te Tuzla Piyade Okulu'nda yedek subay öğrenci olarak başladığı askerlik hizmetini yerine getirmesinin ardından 1965 yılında Denizli ilinin Çardak ilçesi kaymakamlığına atanır.

*****

VİŞNEÇÜRÜĞÜ ŞİİRLER

1. Kapkaragümrüklü ölçüsüz ayaksız Ali çocuklar
Asılmak bilirsiniz kesin tehlikeli ve yasaktır
Edirnekapı - Bahçekapı sarı kamu tramvaylarına…

Haramiler Durağı'ndan Beyoğlanları öne alır
Ve delip geçer yedi kenti saatlerin en köründe
Halk kipiyle voyvooo! Ölüm! - Ölüm! tramvayları
Ardınca siz vişneçürüğü şiirlerimi bırakmıştır…

2. Duyduk duymadık demeyin ha altıparmak çocuklar
Tam da kalfalığa giderken lekelenir çıraklar
Uyurlarken dahi o parmaklarındadır yüksükleri
Parça başı dikişler çıkabilir diye düşlerde…

Kim bilir kaç şiirdir kamburu göğsünde bir çocuk
Bir silkinecek ve bütün askeri okullara girecek
Karartma benizli bir roman çocuğu arkadaşı da
Demirkapı dolaylarında asker - sivil terzisi olur…

3. Ali Korna kâğıdına basılmış parlak çocuklar ise
İstanbul padişahlarına çıkartırlar beş numara - iyi mi?

*****

Ece Ayhan, memurluk hayatı ve karakterinden dolayı disiplinli bir yaşam tarzı nedeniyle, bugün bile edebiyat çevrelerince hırçın ve huysuz bir şair olarak anılır. Bu kadar üst düzey memurken; henüz emekli olmadan, 1966’da devlet memurluğu görevinden ayrılır. Ve "Soluk alıp verdiğini gerçekten duyduğum tek kent” dediği İstanbul’a yerleşir.

İstanbul'da ömürleri kısa kısa birçok işe girip çıkan Ece Ayhan'ın yaptığı başlıca işler arasında; Meydan Larousse ansiklopedisinde yazarlık, Sinematek'te ve Yeni Sinema Dergisi’nde müdürlük, Genç Sinema Grubu’nda yöneticilik, Ağaoğlu Yayınevi'nde çok kısa bir süre redaktörlük sayılabilir.

1968 yılında kansere yakalanan eşi Deniz Hafize Hanım'ı kaybeder. O andaki ekonomik durumunun çok kötü olması ve yaşının küçüklüğü gibi nedenlerle, henüz 5 yaşındaki oğlu Ege'nin bakımını rahmetli eşinin anne ve babasına bırakır.

*****

Sahi, kendini anlatmayan yazar var mıdır? Şiir, narindir dostlar. "Bir şairi de ancak bir şair anlatabilir." diyelim ve biz Ece Ayhan'ın kendini anlattığı "Sarışın ve Kara" romanına geçelim:

"Sarışın ve Kara" isimli romanında; Ece Ayhan Çağlar'ın, kaymakamlık döneminde yaşadıklarının bir bölümünde yaşananlar yer almaktadır.

Kendini arayanlara, bir yerlerde bulabilmek için çırpınan okuma sevdalılarına tavsiye edelim ve biz yine dönelim Ece Ayhan'a...

12 Temmuz 2002'de ölümüne sebep olan beynindeki tümörle 1974 yılında tanışır. Sağ kulağının ileri derecede işitme engeline ve sağ gözünde de hasara sebebiyet veren bu tümör, dünyaca ünlü beyin cerrahı Prof. Dr. Gazi Yaşargil'in ameliyatlarıyla ölümcül olmaktan çıkar ve 28 yıl boyunca bu hastalığıyla mücadele eder.

Bu sağlık sorunlarıyla mücadele ederken yaşamının son zamanlarında aynı zamanda büyük bir ekonomik sıkıntı yaşayan Ece Ayhan'a, Çanakkale Belediyesi yardım eder. Belediyenin geçici işçi kadrosuna alınarak sosyal güvenliğe kavuşması sağlanır ve böylece SSK Hastanesinden ücretsiz olarak yararlanır.

Sağlığının günden güne bozulması ve bacaklarının felç olması üzerine, yakın dostu şair Metin Üstündağ'ın yardımıyla 1999 yılının Ağustos ayında Çapa Tıp Fakültesi'ne yatırılır. Buradaki tedavi giderleri SSK tarafından karşılanır. Sigorta kapsamı dışında kalan kurumlarda gördüğü tedavilerin giderleri ise, arkadaşlarının ve eserlerinin yayın hakkını alan Yapı Kredi Yayıncılık'ın yardımlarıyla karşılanmıştır.

Hastane çıkışında; önce Maltepe Huzurevi'ne, daha sonra da dönemin Başbakan'ı ve şair arkadaşı Bülent Ecevit'in isteğiyle bakım şartları ve fiziki kapasitesi daha iyi olan Özel Acıbadem Huzurevi'ne yerleştirilir. Bu süre içinde; Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Haseki Hastanesi, Haydarpaşa Hastanesi, Şişli Osmanoğlu Kliniği, Central Hospital ve en son da Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yatılı tedavi görür.

Bütün bu tedavilerin sonucunda felçten kurtulup ayağa kalkabilen Ece Ayhan, 2001 yılının Nisan ayında tekrar Çanakkale'ye yerleşir ve geçimini telif hakkını Yapı Kredi Yayınları'na verdiği eserlerinin geliriyle sağlar.

Düzenli ve yerleşik bir yaşam tarzını bir türlü sevemeyen Ece Ayhan, adeta tüm sevenlerini ve dostlarını terk ederek tedavi görmekte olduğu Çanakkale'den, 2002 yılının Temmuz ayının başlarında ayrılarak kısa bir süre yaşayacağı İzmir Büyükşehir Belediyesi Gürçeşme Huzurevi'ne yerleşir.

*****

Bir röportajında "İçinde bulunduğum toplumla kapışan bir adamım ben. Türk edebiyatındaki bütün büyük yazarlar büyük aileye mensuptur. Tevfik Fikret’ in Abdülhamit’ e verdiği altı ya da sekiz tane şiiri vardır, buyur, benim kabahatim ne burada? Biz parasız yatılıyız. Sokak çocuğuyuz. Ağzımızın bozukluğu oradan geliyor. Deli kabul edilmişliğimiz oradan geliyor. Her şeye karşıyım. İki tekke vardı benim gençliğimde. Bir doğu tekkesi, Kemal Tahir’ in. Bir de batı tekkesi Sebahattin Eyüboğlu’nun. Biz ikisine de gitmedik. Eyüboğlu benim için “Şiiri rahat bıraksın” demiş. Bırakır mıyım!" diyen ve ömrünce kendi ifadesiyle şiir yazan, yaşayan, şiiri rahat bırakmayan Ece Ayhan iyice yorulmuştur artık. 

Rahatsızlandığı için kaldırıldığı İzmir Eşrefpaşa Hastanesi'nde, 12 Temmuz 2002 tarihinde, henüz 71 yaşında aramızdan ayrılır usta. Ölmez ama! Zaten hiç ölür mü koca şairler? Hatırladıkça, andıkça; imge imge, dize dize yaşarlar şiirlerinde.

*****

Ömrü boyunca karamsarlık, mutsuzluk, yalnızlık, korku, cinsellik ve ironiyi işledi ya şiirlerinde ve yazılarında, inişleri - çıkışlarıyla hayatı da öyle sıra dışıydı; belki de en sıradan yaşadığı olay, ölümüydü.

"Aşk örgütlenmektir, bir düşünün abiler..." diyerek, zaten yıllar önceden ölümsüzlüğü hak eden güzel abimiz koca şair Ece Ayhan Çağlar geçti bu dünyadan.

Çanakkale'nin Eceabat ilçesi Yalova köyünde yatar şimdi, ebedi istirahatgâhında. Anısına ve muhteşem üretimlerine saygıyla...
 

 
  YAZARIN ARŞİVİ
 
 
 


 



ANASAYFA
HABER ARŞİVİ


KÜNYE


İLETİŞİM

bozyazigazetesi.com © Copyright 2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden
yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz.


URA MEDYA